Kitap almak isteyenlere tavsiyeler

Cemil Kavukçu - Uzak Noktalara Doğru

Attila İlhan - Zenciler Birbirine Benzemez

William Blake - Kaplan!Kaplan! - 6.45den başka william blake yayınladığı için ve son zamanlarda en çok yükselen Helikopter yayınevine saygılar, Çağatay Anadol abim, büyüğüm önderliğinde Kitap Yayınevinden ayrılıp kurdu. çok sağlam kitapları vardır. -

Peyami Safa - Biz İnsanlar

Harper Lee - Bülbülü Öldürmek

Marcel Proust - Kayıp Zamanın İzinde

Paul Auster - Cam Kent

Gündüz Vassaf - Cehenneme Övgü

2 yorum, Haziran 19, 2013

En güzelide gelecekte tarih 31.05.2013’ü gösterirken ”biz de oradaydık, biz de yaşadık.” diyebilmek.

1 yorum, Haziran 19, 2013

Camel - Straight to my heart

0 yorum, Haziran 19, 2013

Herhangi bir ideolojinin peşinden koşan herkes, ahmaktır. İdeoloji köreltir, fikirler yüceltir. Sağı da solu da islamiside kemalisti de. Bir ideolojiye kapılıp gitmeyin genç solcu, anarşik, sağcı, islami, atatürkçü arkadaşlarım. yerinden sayan insan olursunuz. biz de çok takıldık tkplere, halk cephelerine oraya buraya. hepsi düzenbazlık oyunları içinde olan bir avuç insan. Onun için görüşünüz sabitleşmesin kafanızda. Sadece bir ideolojinin beğendiğiniz fikirlerini benimseyin, düşünün. Gerisi çöptür.

10 yorum, Haziran 19, 2013

3 yorum, Haziran 19, 2013

 “Duran Adam” olarak gündeme oturan, ayakta durarak protesto eylemi yapan kişiden çok çok uzun yıllar önce yine İstanbul’da Aziz Danyal (Daniel) olarak tarihe geçen birisi vardı. Tam 50 yıl ( 33 ile öldüğü 83 yaş arası) bir sütunun üzerinde ayakta durarak yaşamıştı. Öldüğünde ayakları enfeksiyondan cılk yaraydı, beline kadar uzamış saçlarındaki ve göğsüne kadar inmiş sakallarındaki bitleri de kuşlar yesin diye öldürmezdi. Günde bir kez, akşamları eğer birileri pişmiş olmayan yiyecek bir şeyler verirse yerdi. Ayakta uyuduğundan dolayı düşmesin diye de durduğu sütunun üstü demir parmaklıkla çevriliydi.  Sütün üzerinde ayakta durarak yaşayanlara, Yunanca sütun anlamına gelen stilos kelimesinden türeme stilitos deniyordu. Aziz Danyal, İstanbul’un ilk stilitosuydu ama aslında ondan önce Aziz Simeon vardı, o da Filistin civarındaki bir sütunda ayakta yaşamıştı. Sadece meyve, sebze yiyordu.  Aziz Danyal 493’te öldü ama ondan sonra da bu tarz bir hayat yaşayanlar o kadar çoğalmıştı ki sonunda hem siyasi hem de dini bir mesele olmuştu. 527-565 Yılları arasında Bizans İmparatoru olan I. Iustianos, Bizans’ı tekrar Roma’nın eski şaşalı günlerine döndürmek isteyen hedefleri büyük hükümdardı. Hz. İsa’yı teslis yani üçleme inancı gereği baba-oğul ve kutsal ruh olarak kabul etmeyip sadece peygamber olarak kabul edenlere karşı da büyük bir savaş açmıştı. Siyasi ve dini bu mücadelesini adeta bir haçlı seferi gibi görüyordu. Eşi ve aynı zamanda en büyük destekçisi, Yeşilçam’ın Bizans filmlerinde isim olarak çok kullanılan İmparatoriçe Teodora’ydı. Iustianos güvendiği bir adamını başta Suriye, Filistin ve Mısır olmak üzere sitilitosları araştırmaya, hangisinin gerçekten böyle yaşadığını, hangisinin sahtekâr olduğunu araştırmaya yolladı. Bu tarz yaşamak aslında bir “antrenman” idi, o yüzden böyle yaşayanlara Yunanca askisi yani antrenman sözünden gelen askitis (münzevi) deniyordu. Biliriz, Sinoplu Diyojen (ismin doğrusu Diogenes’tir) bir fıçı içinde yaşardı. Büyük İskender yanına gelip de bir ihtiyacı olup olmadığını sorunca “Gölge etme, başka ihsan istemem” demesiyle tarihe geçmişti. Diyojen bir kinikti. Yunanca kinikos yani köpek gibi sözünden türemedir. Bütün bunlara ilahiyat felsefesinde “çilecilik” deniyor. Hindistan’da Brahmacılarda ve Budacılarda da çile çekerek ruhunu arındırma, en sonunda da Tanrı’dan başka her şeyden vazgeçme pratiği vardır. Ama kuşkusuz çilecilik en çok Hristiyanlık içinde yaygınlaştı. İslam içinde de çilecilik yoluyla, benliğini yok ederek Allah’a ulaşma çok sayıda tarikat içinde yer bukmuştur. Bizim dildeki keşişlik kelimesi de böyle yaşayanlardan gelir. İnsanlardan uzak köşelerdeki manastırlarda yaşayan rahipler yani keşişler, dünyadan elini eteğini çekenlerdi. Bugün Bursa’daki Uludağ’ın eski adı Keşiş Dağı’ydı çünkü orada bu tarz yaşayanların manastırı vardı. (Beytülmal)


“Duran Adam” olarak gündeme oturan, ayakta durarak protesto eylemi yapan kişiden çok çok uzun yıllar önce yine İstanbul’da Aziz Danyal (Daniel) olarak tarihe geçen birisi vardı. Tam 50 yıl ( 33 ile öldüğü 83 yaş arası) bir sütunun üzerinde ayakta durarak yaşamıştı.

Öldüğünde ayakları enfeksiyondan cılk yaraydı, beline kadar uzamış saçlarındaki ve göğsüne kadar inmiş sakallarındaki bitleri de kuşlar yesin diye öldürmezdi. Günde bir kez, akşamları eğer birileri pişmiş olmayan yiyecek bir şeyler verirse yerdi. Ayakta uyuduğundan dolayı düşmesin diye de durduğu sütunun üstü demir parmaklıkla çevriliydi.

Sütün üzerinde ayakta durarak yaşayanlara, Yunanca sütun anlamına gelen stilos kelimesinden türeme stilitos deniyordu. Aziz Danyal, İstanbul’un ilk stilitosuydu ama aslında ondan önce Aziz Simeon vardı, o da Filistin civarındaki bir sütunda ayakta yaşamıştı. Sadece meyve, sebze yiyordu.

Aziz Danyal 493’te öldü ama ondan sonra da bu tarz bir hayat yaşayanlar o kadar çoğalmıştı ki sonunda hem siyasi hem de dini bir mesele olmuştu. 527-565 Yılları arasında Bizans İmparatoru olan I. Iustianos, Bizans’ı tekrar Roma’nın eski şaşalı günlerine döndürmek isteyen hedefleri büyük hükümdardı. Hz. İsa’yı teslis yani üçleme inancı gereği baba-oğul ve kutsal ruh olarak kabul etmeyip sadece peygamber olarak kabul edenlere karşı da büyük bir savaş açmıştı. Siyasi ve dini bu mücadelesini adeta bir haçlı seferi gibi görüyordu. Eşi ve aynı zamanda en büyük destekçisi, Yeşilçam’ın Bizans filmlerinde isim olarak çok kullanılan İmparatoriçe Teodora’ydı. Iustianos güvendiği bir adamını başta Suriye, Filistin ve Mısır olmak üzere sitilitosları araştırmaya, hangisinin gerçekten böyle yaşadığını, hangisinin sahtekâr olduğunu araştırmaya yolladı.

Bu tarz yaşamak aslında bir “antrenman” idi, o yüzden böyle yaşayanlara Yunanca askisi yani antrenman sözünden gelen askitis (münzevi) deniyordu. Biliriz, Sinoplu Diyojen (ismin doğrusu Diogenes’tir) bir fıçı içinde yaşardı. Büyük İskender yanına gelip de bir ihtiyacı olup olmadığını sorunca “Gölge etme, başka ihsan istemem” demesiyle tarihe geçmişti. Diyojen bir kinikti. Yunanca kinikos yani köpek gibi sözünden türemedir. Bütün bunlara ilahiyat felsefesinde “çilecilik” deniyor. Hindistan’da Brahmacılarda ve Budacılarda da çile çekerek ruhunu arındırma, en sonunda da Tanrı’dan başka her şeyden vazgeçme pratiği vardır. Ama kuşkusuz çilecilik en çok Hristiyanlık içinde yaygınlaştı. İslam içinde de çilecilik yoluyla, benliğini yok ederek Allah’a ulaşma çok sayıda tarikat içinde yer bukmuştur.

Bizim dildeki keşişlik kelimesi de böyle yaşayanlardan gelir. İnsanlardan uzak köşelerdeki manastırlarda yaşayan rahipler yani keşişler, dünyadan elini eteğini çekenlerdi. Bugün Bursa’daki Uludağ’ın eski adı Keşiş Dağı’ydı çünkü orada bu tarz yaşayanların manastırı vardı.

(Beytülmal)

4 yorum, Haziran 19, 2013

Geyikli Gece

” evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
üç güvercin görsek meksika geliyordu aklımıza
caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
bilir bilmez geyikli gece yüzünden
….
biliyorum gemiler götüremez
neonlar ve teoriler ısıtamaz yanını yöresini
örneğin manastır’da oturur içerdik iki kişi
ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
koltukaltlarımız gitgide tatlı gelirdi
geyikli gecenin karanlığında.

- Turgut Uyar

3 yorum, Haziran 19, 2013

Mutluluğun parayla satın alınamadığı bir dünya ve insanlar istiyorum.

Çünkü temel sebep bu. Günümüz insanının mutlu olduğu herşey parayla satın alınabiliyor. Ve yani en azından minimum mutlu olma sebebi para olmasın. Dünya kitaplar, şiirler, şarkılar, şaraplar varken hele.

0 yorum, Haziran 19, 2013

Cemiyette Pişiyorum - Buldozer

2 yorum, Haziran 19, 2013

0 yorum, Haziran 19, 2013